<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Www.SohbetSiz.Com &#187; Hikayeler</title>
	<atom:link href="http://www.sohbetsiz.com/tag/hikayeler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sohbetsiz.com</link>
	<description>Sohbet Odaları</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Jul 2010 16:54:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Asker Hikayeleri</title>
		<link>http://www.sohbetsiz.com/asker-hikayeleri.html</link>
		<comments>http://www.sohbetsiz.com/asker-hikayeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 17:53:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetsiz.com/?p=271</guid>
		<description><![CDATA[Komando Çavuş Nisan 2007   Bir keresinde operasyona gittik 15 gün catısma sürdü gittigimiz bölgede akşam bağırma sesi geldi birtane durun tamam teslim oluyoruz diye en yakın timde bizim tim di üsteğmenle beraber 8 gönüllü asker kalktı üst devrelerden bende ozaman en üst devreydim kalktım komutanımız evli olmayanlardan ve teskeresine 1 aydan fazla olanlar kalksın dedi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Komando Çavuş Nisan 2007</strong></p>
<p> </p>
<p align="justify">Bir keresinde operasyona gittik 15 gün catısma sürdü gittigimiz bölgede akşam bağırma sesi geldi birtane durun tamam teslim oluyoruz diye en yakın timde bizim tim di üsteğmenle beraber 8 gönüllü asker kalktı üst devrelerden bende ozaman en üst devreydim kalktım komutanımız evli olmayanlardan ve teskeresine 1 aydan fazla olanlar kalksın dedi biz oturduk 22 kişiydik bizim devrelerden birimiz kalkınca hepimiz kalkardık biz her şeyde neyse bizim alt devreler kalktı nişanlıydı biriside 8 asker ve üst teğmen teslim sesi gelen yere doğru yürümeye başladılar dikkatlice tamam sakın ateş etmeyin teslim oluyoruz dediler o sırada tam</p>
<p align="justify"><span id="more-271"></span>kadın pkk lı elindeki silahıyla giden timin üstüne ateş etti ve 2 kardeşimiz gözümüzün önünde şehit oldu . Bu olay 2007 nin Nisan aylarında meydana geldi ve askerliğim biteli 3 ay oldu halen psikolojisini atamadık üstümüzden belki de biz gitseydik ben vurulacaktım Allah şehidimizin mekanını cennet eylesin AMİN &#8230;</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"><strong>Emir Erinin Istegi</strong></p>
<p align="justify"><strong> </strong></p>
<p align="justify"><span style="color: #323232;">Çanakkale harbi sırasında saf ve temiz bir asker, emir eri olarak ayrılır komutanı tarafından. Fakat Askerin gönlü emir eri olmaya razı değildir ama askeri kurallara riayet etmek zorundadır. Harp kızıştığı bir sırada Asker dayanamaz komutanına çıkarak ; `Komutanım, bizim köyde imamdan duymuştum. Düşmana karşı şehit olanlara Allah huri kızı veriyormuş. İzin verin bende savaşıp vatanım için, Allah için şehit olup huri kızı kazanayım` diye ricada bulundu&#8230; Komutan askere bakıp söylediği sözlere gülerek `Hadi git işine bak ` diyerek başından savar. Asker birkaç gün sonra yine komutana çıkar yine aynı sözleri tekrarlar, cephede düşmanla çarpışmak istediğini söyler. Komutan Askere acır, çünkü giden geri gelmiyor.`Oğlum başka işin yok mu senin ` diye söylenir. Asker; `Komutanım; ben fakir bir köylüyüm. Köyde bana kız vermezler. Fakirim diye hor görüyorlar. Ne olur izin verin, belki şehit olurum ve huri kızıyla evlenirim ` diye yalvarır. Bu yalvarış günlerce böyle devam eder.. Komutanın canı iyice sıkılmıştır. `Hadi git huri kızı ile evlen bakalım` diyerek onu cephenin en ön saflarına gönderir. Aynı gün ön safta çarpışan Mehmetçik alnına yediği tek kurşunla şehit olur. İki taraf için yaralı ve ölüleri taşımak için verilen arada, komutan cesetler arasında kendi Askerini, yani emir erini görür. Üzülür, canı sıkılarak `Bu kadar ısrar etmesi bunun için miydi ` diye düşünür. Sonra Mehmetçiğin cesedine yönelerek sinirli bir şekilde seslenir. `Aldın mı huri kızını ha,aldın mı ? ` der. Bu sırada bir mucize gerçekleşir. Yerde yatan cansız Mehmetçik sağ elini havaya kaldırarak iki parmağını gösterir komutanına ve `Hem de iki . tane ` der ve . kalkan eli hemen geri düşer. </span></p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"><span style="color: #323232;"><strong>Başını Vermeyen Şehit</strong></span></p>
<p align="justify"><strong></strong></p>
<p align="justify"><span style="color: #323232;">Yarın arifeydi. Öbür günkü bayram için hazırlanan beyaz kurbanlar, küçük Grigal palankasının etrafında otluyorlardı. Karşıda&#8230; Yarım mil ötede Toygun Paşa`nın son kuşatmasındân çılgın kışın hiddeti sayesinde kurtulan Zigetvar Kalesi, sönmüş bir yanardağ gibi, simsiyah duruyordu. Hava bozuktu. Ufku, küflü demir renginde, ağır bulut yığınları eziyor, sürü sürü geçen kargalar tam hisarın üstünden uçarken sanki gizli bir kara haber götürüyorlarmış gibi, acı acı bağırıyorlardı. Palanka kapısının sağındaki beden siperinde sahipsiz bir gölge kadar sakin duran Kuru Kadı yavaşça kımıldadı; ikindiden beri rutubetli rüzgârın altında düşünüyor, uzakta, belirsiz sisler içinde süzülen kurşuni kulelere bakıyordu. Bunların hepsi Türklerin elindeydi. Yalnız şu Zigetvar&#8230; yıkılmaz bir ölüm seddi halinde `Kızılelma` yolunu kapatıyordu. Sanki bu uğursuz kargalar hep onun mazgallarından taşıyor, anlaşılmaz bir lisanın çirkin küfürlerine benzeyen sesleriyle her tarafı gürültüye boğuyorlardı. Kuru Kadı içini çekti. Sonra `Ah&#8230;` dedi. İncecik, sinirli boynunun üstünde bir taş topuz gibi duran çıkık alınIı iri kafasını salladı. Yeşil sarığını arkaya itti. Islak gözlerini oğuşturdu. Şimdiye kadar, asker olmadığı halde, her muharebeye girmişti. Birkaç bin yeniçeriyle dört beş topu olsa&#8230; bir gece içinde şu kaleyi alıvermek işten bile değildi. Şimdi vakıa müstakildi. Ne isterse yapabilirdi.Palankanın kumandanı Ahmet Bey öteki boy beyleriyle beraber Toygun Paşa ordusuna katılıp Kapuşvar fethine gitmiş&#8230; Kapuşvardan sonra Zigetvarı saran ordu kışın aman vermez zoruyla, zaptı yarı bırakarak Budin`e dönünce, o da askerleriyle tekrar palankasına gelmemiş , Toygun Paşa`nın yanında kalmıştı. Bugün Grigal`den altı mil uzaktaydı. Palankaya yalnız Kuru Kadı karışıyordu; esmer, zayıf yüzünü buruşturdu: `Palanka&#8230; amma topu tüfeği kaç kişi?` dedi. Bütün genç savaşçıları Ahmet Bey beraberinde . götürmüştü.. Hisardakiler zayıflardan,bekçilerden, hastalardan, ihtiyar sipahilerden ibaretti.Hepsi yüz on üç kişiydi! Düşman, galiba öteki palankalardan çekiniyordu: Yoksa burasını bırakmaz, mutlaka almağa kalkardı. Biraz eğildi. İnce yosunlu, soğuk sipere dirseklerini dayadı. Aşağıya baktı. İki üç asker beyaz koyunların arasında dolaşıyordu. Bir tanesi karşısına geçtiği iri bir koçu, başına dokunarak kızdırıyordu, tos . vuruyordu. Öbürleri, elleri silahlarında, bu oyunu seyrediyorlardı. Bağırdı:<br />
- Oynamayın şu hayvanla&#8230;<br />
Askerler, başlarını tepelerden gelen sese doğru kaldırdılar. Kuru Kadı`dan hepsi çekinirlerdi. Gayet sert,gayet titiz, gayet sinirli bir adamdı. Adeta deli gibi bir şeydi. Sabahtan akşama kadar namaz kılar, zikreder,geceleri hiç uyumazdı. Daha yatıp uyuduğunu kalede gören yoktu. Vali . Ahmet Bey ona `bizim yarasa` derdi. Zavallının sabahı bekleme denilen hastalığını kerametine de yoranlar vardı.<br />
Tekrar bağırdı:<br />
- Haydi, artık akşam oluyor, içeri alın onları.Askerler koyunları toplamağa başladılar. Kuru Kadı`nın dirsekleri acıdı. Doğruldu. Tekrar Zigetvar`a baktı. Üst tarafındaki göl, kirli bakır bir levha gibi yeri kaplıyordu. Kargalar, havaya boşaltılmış bir çuval canlı kömür ellemeleri gibi karmakarışık geçiyorlar, sükûtu parçalayan keskin, sivri sesleriyle gaklıyorlardı.Kalbinde ağır bir elem duydu. `Hayırdır inşallah` dedi. Canı o kadar sıkılıyordu ki Elleri arkasında, başı önüne eğik, bastığı siyah kaplama taşlarına görmez bir dikkatle bakarak yavaş yavaş yürüdü. Derin bir karanlık kuyusunu andıran merdivenin dar basamaklarında kayboldu. Arife sabahı, herkes uyurken, o, her vakit ki gibi yine uyanıktı! Mescit odasının önündeki taş yalakta, iki büklüm, abdestini tazeliyordu. Giden gece, daha gölgeden eteklerini toplayamamıştı. Bahçeye çıkan kapı kemerinde asılı kandil, sönük ışığıyla, duvarları titretiyordu.<br />
- Hey, çavuşbaşı&#8230; Hey!&#8230;<br />
Elindeki ibriği bıraktı. Kulak kabarttı. Bu, kuledeki nöbetçinin sesiydi. . Kolları sıvalı, ayakları çıplak, başında takke, hemen yukarı koştu. Merdivende çavuşa rastgeldi. Onu itti. Yürüdü. Nöbetçinin yanına atıldı:<br />
- Ne var?<br />
- Kaleden düşman çıkıyor.<br />
Erguvani bir esmerlik içinde siyah bir kaya gibi duran Zigetvara baktı. Bu kayadan yine koyu, uzun bir karartı süzülüyor, palankaya doğru akıyordu.<br />
- Bize geliyorlar&#8230; dedi:<br />
Çavuşa döndü:<br />
- Haydi, gazileri uyandır. Kurban bayramını bugünden yapacağız. Koş. Bana da çabuk topçuyu gönder.Çavuş, bir eliyle bakır tolgasını tutarak, koştu. Merdivene daldı. Kuru Kadı, uzakta, kara yerin üstünde daha kara bir leke gibi yavaş yavaş ilerleyen düşman alayına dikkatle baktı. Gözlerini küçülttü, büyülttü. Önlerinde birkaç top da sürüklüyorlardı. Binden fazla idiler. Halbuki hisardaki gaziler? Kendisiyle beraber yüz on dört kişi&#8230; `Ama, yine haklarından geliriz!` dedi. Uyanan, yukarı koşuyordu. Hisar kapısının iyice bağlanmasını emretti. Sarığını, cübbesini, kılıcını, tüfeğini getirtti. İhtiyar topçu gelince, ona da, hemen `haber topları`nı atmasını söyledi. Bu bir adetti. Taarruza uğrayan bir palanka hemen `İşaret topu` atarak etrafındaki kuleleri imdadına çağırırdı. Biraz sonra düşman hisarın önünde, harp düzeninegirmiş bulunuyordu. Zaplar başsız, gür ejderha yavruları gibi siyah ağızlarını bedenlere çevirmişti. Türkçe bağırdılar:<br />
- Size teklifimiz var. Elçimizi içeri alır mısınız?<br />
Kuru Kadı:<br />
- Alırız. Gönderin, gelsin! cevabını verdi.Bedenler, kalkanlı, tüfekli, oklu gazilerle dolmuştu.Palankanın ruhu, neşesi, keyfi olan iki arkadaş, bu esnada tuhaf tuhaf laflar söyleyip yine herkesi güldürüyordu. Bunların ikisine de `deli` derlerdi: Deli Mehmet, Deli Hüsrev&#8230; Serhatın muharebelerinde, hayale sığmayacak yararlılıklarıyla masal kahramanları gibi inanılmaz bir şöhret kazanan bu iki deli, hiçbir nizama hiçbir kayda, hiçbir disipline girmeyen, dünya şerefinde gözleri olmayan Anadolu dervişlerindendi. Her zaferden sonra kumandanlar onlara rütbe, hil`at, murassa kılıç gibi şeyler vermeye kalkınca gülerler: `İstemeyiz, fani vücuda kefen gerektir. Hil`at nadanları sevindirir&#8230;` derler, hak uğrundaki gayretlerine ücret, mükafat, övgü kabul etmezlerdi. Harp onların bayramıydı. Tüfekler, oklar, atılmağa; toplar gürlemeğe; kılıçlar,kalkanlar şakırdamağa başladı mı, hemen coşarlar, kendilerinden geçerler; naralar savunarak düşman saflarına saldırırlar&#8230; alevi gözlerle takip edilemeyen birer canlı yıldırım olup tutuşurlardı. Kuru Kadı, onların herkesi güldüren münakaşalarını, saçma sapan sözlerini gülümseyerek dinlerken, elçiyi yanına getirdi, iki deli de sustu. Herkes kulak kesildi. Bu elçi Türkçe biliyordu. Küstahça tekliflerini söyledi. Palankayı saran Zigetvar kumandanı Kıraçin`di. Yanında iki bine yakın savaşçısı vardı. Grijgal`in `Vire ile verilmesini istiyordu. Ateşe, nura, haça, İncil`e, Zebur`a yemin ediyor; çıkıp giderlerken muhafızlara hiçbir ziyanı dokunmayacağına dair söz veriyordu.<br />
Kuru Kadı:<br />
- Pekâlâ!&#8230; Haydi git. Biz aramızda anlaşalım, kararımızı size öğleden sonra bildiririz! diye elçiyi aşağı gönderip kapıdan attırdı. Sonra etrafındakilere döndü.<br />
Şöyle bir göz gezdirdi. Sırtının hafıf kamburu . içeri çekildi:<br />
- İşittiniz ya, gaziler! dedi, Kıraçin haini bizim yüz on kişiden ibaret olduğumuzu anlamış&#8230; üzerimize iki bin kişi ile geldi. Teklif ettiği `Vire`yi kabul etmek isteyenler vârsa ellerini kaldırsın!<br />
Kimsenin eli kalkmadı.<br />
- Öyleyse hazır olalım. Haydi&#8230;<br />
Bir gürültüdür koptu;<br />
- Hazırız&#8230;<br />
- Hepimiz, hepimiz&#8230;<br />
- Hepimiz, hepimiz hazırız.<br />
- Kılıçlarımız, kalkanlarımız yağlı.<br />
-(~klanmı~ havlı_<br />
- Yatağanlanmız keskin&#8230;<br />
- Bugün nusret bizim.<br />
- Amin, amin&#8230;<br />
Kuru Kadı, `Ey alemlerin rabbi` diye ellerini kaldırdı. Bir duaya başlayacaktı. Deli Mehmet yalın kılıç karşısına dikildi. Palabıyık, gök gözlü, geniş beyaz çehresi, yeni doğmuş bir ay gibi parlıyordu:<br />
- Duayı bırak, efendi dedi, gaza duadan faziletlidir. Gel&#8230; Lütfet. Bize şu kapıyı aç. Kalbindeki korkuyu at. İşte hepimiz hazırız. Şu ayağımıza gelen gaza fırsatını kaçırmayalım. Kuru Kadı`nın elleri aşağı düştü. Deli Hüsrev de arkadaşının yanına sokulmuştu. Bütün gaziler bu iki delinin arkasına üşüştü. Sanki hepsi bir anda deli oldular bir ağızdan.<br />
- Aç bize kapıyı, aç&#8230; diye bağırmaya başladılar.Kuru Kadı`nın iri patlak gözleri yaşardı. Yüzü sapsarı oldu. Uzun siyah sakalı kımıldadı. İki deliyi bile titreten, bütün gazilerin saçlarını ürperten ilahi bir ağıt ahengi kadar etkili sesiyle haykırdı.<br />
- Meydan erleri! Ey mertler! Padişahımız Süleyman Gazi aşkına şu sözümü dinleyin. Benim muradım sizi gazadan . engellemek değildir. Bugün can, baş feda olsun&#8230; Özellikle yarın kurban bayramı&#8230; Fakat bakınız maksadım ne? Bugün cuma&#8230; hem de arife. Bugün hacılarımız Arafat`ta, diğer mü`minler camilerde bizim gibi gazilerin zaferi için dua etmekteler&#8230; Bunda şüphesi olan var mı?<br />
- Hayır.<br />
- Hayır, asla&#8230;<br />
- Hayır.<br />
- O halde münasip olan budur ki, biz de namazlarımızı eda edelim. Gözlerimizin yaşını dökelim. Dua edelim. Birbirimizle helallaşalım. Sonra gazaya girişelim. Kalanlarımız gazi, ölenlerimiz şehit olsun! Dünyada iyi nam ile anılalım. Ahirette peygamberimizin âlemi dibinde toplanalım&#8230; Ne dersiniz?<br />
- Hay hay!<br />
- Uygun&#8230;<br />
- Pekâlâ!<br />
Gazilerin hepsi buna razı oldu. Öğleye kadar durdular. Abdest aldılar, namaz kıldılar, tekbir çektiler, helallaştılar. Kıraçin`in askeri, sardıkları palankadan yükselen derin uğultuyu hep teklif ettikleri `Vire` münakaşasının gürültüsü sanıyorlardı.Ansızın, uzaktaki Türk kulelerinden atılan `işaret topları` işitildi. Bu, `Biz, dörtnala geliyoruz` demekti. Kuru Kadı eliyle hisarın kapısını açtı. Grijal gazileri `Allah, Allah` naralarıyla müthiş bir taşkın deniz gibi fışkırdılar. İki koldan hücum olunuyordu. Kollardan birisine Deli Hüsrev, birisine Deli Mehmet baş olmuştu. Ovada, Grijgal`e gelen yollardan bir toz dumanıdır kalkıyordu. Nice bin atlı imdada koşuyor sanılırdı. Düşman, bu hali görünce şaşırdı. İki ateş arasında kaldığını anladı. Halbuki toz duman içinde yaklaşan ancak beş on gaziydi.<br />
&#8230; Bozgun başladı.<br />
Deli Mehmet`le Deli Hüsrevin takımları düşmanı kaçırmamak için iyice sarıyordu. Kara Kadı cübbesini atmış. Elindeki kılıç, cesaretlendirdiği gazileri arkasından yürüyordu. Deli Hüsrev, bir sarhoş gibi Kıraçin`inalayına dalmış kesiyor, kesiyor&#8230; inanılmaz bir çabuklukla kaçanlara yetişiyor, ikiye biçiyordu. Kuru Kadı`nın gözleri Deli Mehmet`i aradı.<br />
Bakındı, bakındı.<br />
Göremedi.<br />
Acaba o muydu? Yüreği ağzına geldi. Düşman safına karışıp kaynaşan kolun arkasında iri bir vücut yereuzanmıştı&#8230; Elli altmış adım kadar kendisinden uzaktı&#8230; Siyah, yüksek atlı bir şövalye, uzun bir kargıyı bu uzanmış vücuda saplıyordu. Durmadı. İlerledi. Koşarken ayağı bir taşa takıldı. Yuvarlanıyordu. Kılıcı ile fırladı. Hemen toplandı. Kalktı. Düşen kılıcını aldı. Doğruldu. Koşacağı tarafa baktı. Şövalye atından inmiş,kargıladığı şehidin başını teninden ayırmıştı. Bu anda,bu kestiği baş elinde, yine siyah bir şeytan gibi şahlanan atma sıçradı. Kaçacaktı&#8230; Kuru Kadı, bütün kuvvetiyle ona yetişmek için koşarken, baktı ki sol ilerisinde Deli Hüsrev kalkanını sallayarak, avazı çıktığı kadar bağınyor,<br />
- Mehmet, Mehmet!&#8230; Canını verdin!&#8230; Bâşını<br />
verme Mehmet!&#8230;<br />
Bu nara o kadar müthiş, o kadar tesirli, o kadar yanıktı ki&#8230; Kuru Kadı: `Vah Deli Mehmet`miş!` diye olduğu yerde dikildi kaldı. Durur durmaz, o an, kırk adım kadar yaklaştığı kesik başlı şehidin yerden fırladığını gördü. Nefesi tutuldu. Şaşırdı. Bu başsız vücut uçar gibi koşuyordu. Kendi kellesini götüren zırhlı şövalyeye yetişti. Eliyle öyle bir vuruş vurdu ki&#8230; Lanetli hemen yüksek atından tepesi üstü yuvarlandı. Götürmek istediği baş elinden yere düştü. Deli Mehmet`in başsız vücudu canlıymış gibi eğildi. Yerden kendi kesik başını aldı. Hemen oracığa yorgun bir kahraman gibi, uzanıverdi. Bunu Kuru Kadı`dan başka kimse görmemişti. Herkes kaçan düşmanı kovalıyordu. Yalnız Deli Hüsrev,<br />
- Yüzün ak olsun, ey yiğit! diye bağırdı. Sonra Kuru Kadı`ya doğru koşarak sordu.<br />
- Nasıl, gördün mü bu civanı?<br />
- Görmedin mi?<br />
Kuru kadı sesini çıkaramadı. Gördüğü harika onu dondurmuştu. Olduğu yerde öyle dimdik kaldı. Sanki ölmüştü. Deli Hüsrev, onu hızla sarstı.<br />
- Ne durursun be can! Ne olsun, haydi gazaya.<br />
Düşman kaçıyor&#8230; Deli Hüsrev`in kalkması Kuru Kadı`yı baştan can verdi, `Allah Allah` diyerek ileri atıldı.<br />
Mücahitlere karıştı.<br />
Cenk akşama kadar sürdü.<br />
Er meydanının kanlı yüzüne `gece siyah saçlarını`<br />
dağıtırken çağırıcının<br />
- Gaziler hisara!<br />
Sesi duyuldu. Dönen gaziler içinde kılıcından kanlar damlayan Kuru Kadı, birkaç sipahi ile dışarıda kaldı. Yaralıları . taşıttı. Şehit olanları saydırdı. Bunlar tam ondokuz kahramandı.:. Düşman altmış dört ceset bırakmış, diğer ölülerinin hepsini kaçırmıştı. Kuru Kadı sabahtan beri yemek yememiş, su içmemiş, durup dinlenmemişti&#8230; Toplattığı şehitleri hisarın önündeki meydana yığdırdı. Şehit Deli Mehmet`in cesedini kendi buldu. Kesik başı koltuğunda, uyur gibi, sakin yatıyordu.<br />
Olduğu yerde gömdürdü. Sonra yanındakileri. savdı. Butaze mezarın başına çöktü. Ezberden `Yasin` okumağabaşladı. Dışarılarda kimse yoktu, yalnız uzakta palanka kapısındaki nöbetçi dolaşıyordu. Kuru Kadı okurken, önündeki mezarın birden yeşil yeşil nurlarla tutuştuğunu gördü. Sesi kısıldı. Dudaklarını oynatamadı.Çeneleri kitlendi. Bu yeşil nurun içinde Deli Mehmet`in kanlı boynuna sarılmış beyaz kanatlı bir melaike, hem onu nurdan elleriyle okşuyor, hem açık alnını öpüyordu. Bu sıcak, bu yeşil nur büyüdü, taştı, bütün âlem bu nurun içinde kaldı. Kuru Kadı`nın gözleri kamaştı. Ruhu yandı. Kendinden geçti. Onu, daha ilk defa böyle derin bir uykuya dalmış gören yoldaşları zorla kaldırdılar. Koltuklarına girdiler:<br />
- Haydi, kapı kapanacak dediler, içeri gir.<br />
Kuru Kadı`nın dili tutulmuştu. Cevap veremedi. Sarhoş gibi sallana sallana hisara girdi. Hâlâ titriyordu. Palankanın içinde Deli Hüsrev`in menzilinden geçerken durdu. Kulak verdi; ağlıyor mu, inliyor mu diye&#8230; Hayır, Deli şıkır şıkır atını kaşağılıyor, keyifli bir türkü söylüyordu. Seslendi:<br />
- Hüsrev.<br />
- Efendim?&#8230;<br />
Kapı açıldı. Kaşağı elinde, kolları, paçaları sıvalı, başı kabak Deli Hüsrev&#8230; daha Kuru Kadı bir şey sormadan,<br />
- Gördün mü Deli Mehmet`in zevkini? dedi.<br />
- Siz de benim gibi buradan gördünüz mü?<br />
- `Gözlüye hotti gizli yoktur!`<br />
Küttedek kapıyı, kapadı. Yine türküsüne başladı.<br />
&#8230;<br />
Kuru Kadı palankada sabahı dar etti. Güneş doğmadan, Deli Mehmet`in mezarına koştu. Artık bütün . günlerini bu mezarın başında geçiriyordu. Bu mezarın daimi ziyaretçisi oldu. Büyük bir taş yontturdu. Yazdırdı. Başına diktirdi. Beş vakit namazlarını bile cemaatine bu kabrin başında kıldırmak isterdi. Artık ne hacet dilese, ona nail oluyordu. Grijgal`de, komşu palankalarda Kuru Kadı için `Deli oldu` diyorlardı. Her an `sonsuzluk` badesini içmiş ezeli. bir sarhoş gibi nihayetsiz bir kendinden geçme,sonsuz sınırsız bir şevk, sükûn bulmaz bir heyecan içinde yaşıyordu. Fakat nasıl `deniz çanağa sığmaz`sa,onun büyük sırrı da ruhuna sığmadı. Taştı. Huruç günü gördüğü harikayı herkese anlatmağa başladı. Hatta daha ileri gitti, çok iyi okuduğu `Mevlid-i Şerif` lisanıyla o gün gördüğünü yazdı. Yüzlerce beyitlik bir . destan düzdü. Ama o eski şevki kayboluverdi. Ruhuna koyu bir karanlık doldu. Kalbine acı bir ağırlık çöktü. Artık Deli Mehmet`in yeşil nurdan mezarı içinde sürdüğü ilahi zevki göremez oldu. Bu mahrumiyet onu delirtti. Yemekten içmekten kesildi. Bir gün, yine perişan kırlarda dolaşırken Deli Hüsreve rast geldi. Meğer o da geziniyormuş. Elindeki yayıyla yavaşça Kuru Kadı`nın arkasına dokundu.<br />
- Ahmak, dedi, niye gördüğünü halka söyledin?<br />
Adam gördüğünü kaale geçirirse kazandığı hali kaybeder. Eğer sussaydın, gördüğün keramete ölünceye kadar şahit olacaktın&#8230;<br />
Kuru Kadı yere diz çöktü, ağlamaya başladı:<br />
- Çok perişanım diye inledi, lütfet. Gel, beni gaflet uykusundan uyandır. Benim o görnüş . olduğum durum ne hikmettir? İçinde benimle senden başka onu gören oldu mu?<br />
- Bir gören daha var. O `can` herkese görünmez.<br />
- Kimdir?<br />
- Bilemezsin&#8230;<br />
- Başkaları görmedi de, biz ikimiz niçin gördük?<br />
- a şehitlik müjdesidir!` İkimiz de mutlaka şehit düşeceğiz!&#8230;<br />
Kuru Kadı, gittikçe öyle serseri, öyle perişan, öyle berbat oldu ki&#8230; kendisini o kadar seven Vali Ahmet Bey bile Budin`den gelince, onun hallerine dayanamadı.Nihayet `bu deli bir kişidir. Palankada hizmetinden istifade olunamaz` diye geriye göndermeye mecbur oldu.Aradan epey zaman geçti. Serhadde değil, hatta Grijgal hisarında bile herkes Kuru Kadı`yı unuttu. Yalnız yazdığı destan okunuyor, hiç unutulmuyordu.<br />
On iki sene sonra&#8230;<br />
Zigetvarın zaptı akabinde yaralılar toplanırken, meşhur kahraman Deli Hüsrevin bir gülleyle parçalanmış cesedi yanında, uzun boylu, ak saçlı, ak sakallı,yeşil cübbeli bir şehit buldular. Kıbleye yüzükoyunuzanmış yatan bu şehidin büyük, yeşil sarığı, henüz bozulmamıştı. Üzerinde hiçbir silah yoktu. Yarası neresinden olduğu belli değildi. Günlerce süren kuşatma esnasında hiç kimse böyle bir adam görmemişti. İnceden inceye araştırma yapıldı. Kim olduğu bir türlü anlaşılamadı.<br />
O vakit birçok gazilerin `gayb ordusundan imdada gelmiş bir veli` sandıkları bu şehit, acaba, Grijgal hisarının o eski deli kadısı mıydı? </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetsiz.com/asker-hikayeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgi Hikayeleri</title>
		<link>http://www.sohbetsiz.com/sevgi-hikayeleri.html</link>
		<comments>http://www.sohbetsiz.com/sevgi-hikayeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 17:48:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetsiz.com/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[Sevdim ve Defalarca Affettim   Sevgilimle aramızda baya bir problem vardı yani çıkıyorduk ama benimle hiç ilgilenmiyordu sebebini sordugumda usteleme dıyordu hep ona asla tavır yapamazdım sureklı uste cıkmaya calısırdı ve bende onu sevdıgım ıcın alttan alıyordum kaybetmemek ıcın aradan sekız ay falan gectı bu sure zarfı ıcınde sureklı tamam bır daha eskısı gıbı olmayacagım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sevdim ve Defalarca Affettim</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><span style="color: #323232;">Sevgilimle aramızda baya bir problem vardı yani çıkıyorduk ama benimle hiç ilgilenmiyordu sebebini sordugumda usteleme dıyordu hep ona asla tavır yapamazdım sureklı uste cıkmaya calısırdı ve bende onu sevdıgım ıcın alttan alıyordum kaybetmemek ıcın aradan sekız ay falan gectı bu sure zarfı ıcınde sureklı tamam bır daha eskısı gıbı olmayacagım hersey cok guzel olacak senı asla uzmeyecegım gıbı kelımeler sarf edıyordu bende dedıgım gıbı sevıyordum ve ınanıyordum sonra bu yıne bana karsı cok ılgısız olmaya basladı sebebını sordugumda yıne soylemıyordu </span></p>
<p><span style="color: #323232;"><span id="more-269"></span>bırgun okuldaydık ve bızım dersımız bedendı hocada bos bırakmıstı bızı onunla konusuyorduk ben neyı oldugunu ve bana neden boyle davrandıgını sordum ve baya bır usteledım en sonunda aksam ara soylerım sımdı soylersem moralın bozulur dedı bende zaten bunu soyledın moralım kotu bırsey soyleyecegını anladıgım ıcın bozuldu soyle dedım yıne baya bır ısrardan sonra zorla soylettım bana baskası vardı dedı zaten tahmın etmıstım cunku eger baskası olmasaydı boyle davranmazdı kızın adını nerde oturdugunu neler yaptıgını ne kadar beraber olduklarını sordum bır bucuk aydır gorusuyorlarmıs msn uzerınden tanısmıslar bır kere sahıle gıtmısler bır kere cafede oturmuslar bı kezde kızın evıne gıtmıs annesı ıle tanısmıs vede kızın elını tutmus yani baska bırsey yapıp yapmadıklarını bılmıyorum soylemedı işin en ılgınc tarafı ve benım canımı acıtan kısmı bırgun once kızın elını tutuyorsun sonra ertesı gun gelıp benım elımı tutuyorsun soylemedıgım laf kalmadı herseyı bıtırmek ıstedım ama ızın vermedı bende ogun o bunları anlatırken neden onun yanında durup onu dınledıgımı bılmıyorum dedımya cok sevıyorum ve kaybetmek ıstemıyorumm su anda bır bucuk sene oldu ve hala devam edıyor . ılıskımız eskısınden hıc bır sekılde eser yok cok degıstı benı sevdıgını bellı edıyor ne bılıyim cok guzel gunler gecırıyoruz ve sımdı o muhabbet acıldıgında ben senı aldatmadım dıyor tabıkı ınanmıyorum aldattıgını bılıyorum ama hala daha devam edıyor ıste sımdı bunu okuyanlar bana kızabılırler ozellıkle kızlar ama sadece sunu soyleyeyım eger gercekten sevıyorsanız sevdıgınızın her hatasını gormemezlıkten gelırsinız cunku ask herseyı affeder&#8230; </span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><span style="color: #323232;"><strong>Sen Hiç Imkansızını Sevdinmi</strong></span></p>
<p><strong></strong></p>
<p><span style="color: #323232;"> Bir zamanlar benim herşeyim olan rüyalarımdan çıkmayan her attığım adımda düşündüğüm biri vardı. Hiç yanyana gelip konuşamadık dilek olay tam 4 sene bekledim ve sonunda bitti herşey. Şuanda nişanlıyım ama zaman zaman keşke o yanımda olsa diyorum. Biliyorum bu çok yanlış , yapmamam düşünmemem gerekiyor ama elimde değil. Nişanlımla tartıştığım . zamanlar da onu düşünüyorum onun bana dinlettiği şarkıları dinliyorum.</p>
<p>BU AŞK İMKANSIZDI VE ÖMRÜMÜN SONUNA KADAR İMKANSIZ OLARAK KALACAK &#8230;</p>
<p>SEVDİĞİNİZİ SÖYLEMEKTEN SAKIN KORKMAYIN SONU NE OLURSA OLSUN SEVDANIZIN ARKASINDA OLUN &#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Güzel ile Serseri Arasindaki Mektuplaşma</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><span style="color: #323232;"><span style="color: #323232;">Elime son kez aldim kagit kalemi, Bu sana son mektubum. Postaci son bir kez haber getirecek&#8230;Benden sana. Canim bilirim aldirmazsin hiçbirseye, Ne sevgiye ne de hislere. Simdi elimde bir sigara var, Bugün çok içtim. Bilirim kizacaksin, &#8220;Içme demistim&#8221; diyeceksin,<br />
Ama ben yine ayni cevabi verecegim: Dertliyim. Son kez bu . kalp derdinle dolu. Bu mektubumda Seni ne kadar sevdigimi Özledigimi yazmayacagim. Artik degistim ben. Seninm umursamaz tavirlarindan biktim SERSERIM. Takmiyorum artik ben de seni. Hani bende bir resmin varya, Arkadasima verdim SERSERIM. Çok begenmis seni, &#8220;Al senin olsun&#8221; dedim Ama dikkat etmesini de söyledim, Olur ya çikarsaniz &#8220;Boynuzlamasin seni&#8221; dedim. . Yüzünün seklini görmeni isterdim SERSERIM. Bu mektup digerine benzemiyr degil mi? Dün gece yiktin, öldürdün beni SERSERIM. Dilindeki hece bir kursun gibi saplandi yüregime. Tüm gece kanadi durmadan, Gözlerim doldu aglayamadim. Yataklara düstüm ne zamandir. Ama iyi oldu aslinda Seni umursamiyorum artik, Sen ne demistin SERSERIM. &#8220;Üzülme!&#8221; Üzülmüyorum zaten gülüyorum, . Bu acilarin getirdigi mutsuzlugu seviyorum. Lanet olsun sana SERSERIM.<br />
Bu kadar degersiz miydi sevgim? Biliyorsun ben seni çok sevdim. Bu sana son mektubum SERSERIM. Yak istersen,istersen baskalarina okut. Ya da evet Içip içip agla, Ama sunu bil ki bu sana son mektubum. Bundan sonra hain . yazar mezar tasinda Bir ölüsün artik sen hatiralarimda&#8230;</p>
<p><strong>SERSERIDEN CEVAP</strong></p>
<p>Bugün hiç beklemedigim bir anda, Mektubunu aldim GÜZELIM. Son mektubum demissin, inanmam Sen dayanamazsin bensizlige, Erirsin,bitersin günden güne. Bak ne diyorum GÜZELIM Gönlün olsun,birkaç gün daha çikalim Sevinirsin belki. Hediye olur ya da bir elma . sekeri. Sen bensiz yapamazsin . GÜZELIM. Seni öptügüm o ilk ani hatirla, Nasil da çocuklar gibiydin, Bayilacaksin diye korkmustum GÜZELIM. Ben senin gibi neler geçirdim elimden,<br />
Bilirim haberim yok sevmeden, sevilmeden. Sen beni gerçekten sevdin mi GÜZELIM? Sana bu mektubu meyhaneden yaziyorum, Biraz önce birkaç çocuk dövdük GÜZELIM, Onlarin serefine içiyoruz. Bak GÜZELIM!Ben sana ne demistim hatirlamiyorum &#8220;Üzülme&#8221; yazmissin Sahiden dedim mi? Içkiliyken herhalde, bilirsin. &#8220;Yiktin&#8221; yazmissin Sahiden yikildin mi? Umursamazsin sanmistim Takmazsin diye ummustum, Ama madem beni umuttun, Bu sana son sözüm olsun<br />
Ben de seni sevdim haberin olsun GÜZELIM.</p>
<p></span><strong><span style="color: #ff0000;">KIZIN ARKADASIN`DAN SERSERIYE</span></strong></p>
<p><span style="color: #323232;">Seni tanimiyorum serseri, Ama arkadasim seni çok sevdi. &#8220;Son mektup&#8221; demisti dogru, Hem o seni çoktan unuttu. Seni çok begendim be serseri, Belki seversin, belki de&#8230; &#8220;Güzelim&#8221; demissin bizimkine, Ben de seni zevkli bilirdim. Ben ondan daha güzelim. Bak serseri! Ben seni ondan daha çok severim. Telefon numarami yaziyorum,arkada, Onu aradigin gibi beni de ara. Ayrica senin güzel gariplesti bu ara &#8220;Kalbim agriyor&#8221; diyor, Doktor bir teshis koyamiyor.Aman canim o da bir baska, Aglasa da gülüyorum der etrafa Sakin unutma beni ara.</p>
<p><strong>SERSERIDEN ARKADASA</strong></p>
<p>Bak kizim ben seni sevmedim daha en basta, Ben güzelimi sevdim herseyden çok. O bana &#8220;serserim&#8221; derdi canindan koparcasina, Sen ise &#8220;serseri&#8221; diyorsun sokakta kalmisçasina.<br />
Senin gibi arkadas olmaz olsun. Güzellige gelince,kimse yarisamaz benim GÜZELIMLE. Simdi birak bunlari &#8220;son mektup&#8221; derken yalan sanmistim Daha beter içer oldum, Her gece sarhosum. Bir daha ki mektupta güzelimden bahset bana. Simdi gerçekten mutlu mu? Yoksa baskasini mi seviyor? Hasta demistin,kalbinden hasta Yoksa bu ask hastaligimi? Benden baskasi ile&#8230; Çabuk yaz arkadas Herseyi arkadas, herseyi anlat bana.<br />
Anladim ki yasayamam ben onsuz bu dünyada.</p>
<p></span><strong><span style="color: #ff0000;">ARKADASTAN SERSERIYE </span></strong></p>
<p><span style="color: #323232;">Afedersin serseri yanlis yapmisim ben, O seni gerçekten çok sevmis. Son nefesinde bile adini söyledi, Yüregim parçalandi,anlayamazsin. éSERSERIM&#8221; deyisini duysaydin gözleri kapanirken.Askin öyle sarmis ki bedenini Kaybedince, yasayamadi öldü iste. Son mektunda ne yaptin? Içip içip agliyor musun? O simdi mezarinda huzurlu yatarken, Yilanlara bile seni anlatir süphen olmasin. Zaten mezar tasinda<br />
&#8220;SENI SEVMISTIM SERSERI&#8221;<br />
Yazisini görünce anlarsin. Belki bir umut vardi yasamasinda, Ama senin de ciddi olmandi. &#8220;Birkaç gün çikalim&#8221; demissin ona. &#8220;Elma sakari olur&#8221; demissin. Iste o vurdu senin güzelini, Indi zavallicigin yüregine. Simdi mezarinda derin bir uykuda, Sevgisi de sonsuzlasti onunla. Aslinda o hiç istemedi öldügünü bilmeni Ama dayanamadim yazdim iste. Simdi ne yaparsin,nasil yasarsin? Içer misin, adam mi döversin? Sen de onu sevmissin öyle yazmissin,<br />
Öyleyse birak askiniz yasasin.</p>
<p><strong>SERSERININ ODASINDAKI NOT ;</strong></p>
<p></span><strong><span style="color: #ff0000;">Sana GeLiyorum GüzeLim..<br />
SeNi SeviyoRum GüzeLim&#8230;</span><span style="color: #323232;"> </span></strong></span></p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetsiz.com/sevgi-hikayeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dostluk Hikayeleri</title>
		<link>http://www.sohbetsiz.com/dostluk-hikayeleri.html</link>
		<comments>http://www.sohbetsiz.com/dostluk-hikayeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 17:44:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetsiz.com/?p=267</guid>
		<description><![CDATA[Bir Arkadaşlık Hikayesi   Bir hastane odası iki yatak ve hayatla olum arasındakı çizgide yaşamdan yana kalmaya çalışan iki kalp hastası.Yataklardan biri pencere önünde diğeri duvar dibinde.Pencere önündeki sabahtan akşama kadar pencereden dışarı bakıp seyrettiklerini duvar dibinde birşey görmeden ,aynı kaderi paylaşan birşey görmeyen hasta arkadaşına anlatıyor! -Bugün deniz dünden daha durgun.Rüzgar hafif esiyor olmalı.Beyaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir Arkadaşlık Hikayesi</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><span style="color: #323232;">Bir hastane odası iki yatak ve hayatla olum arasındakı çizgide yaşamdan yana kalmaya çalışan iki kalp hastası.Yataklardan biri pencere önünde diğeri duvar dibinde.Pencere önündeki sabahtan akşama kadar pencereden dışarı bakıp seyrettiklerini duvar dibinde birşey görmeden ,aynı kaderi paylaşan birşey görmeyen hasta arkadaşına anlatıyor!<br />
-Bugün deniz dünden daha durgun.Rüzgar hafif esiyor olmalı.Beyaz yelkenliler denizde belli belirsiz ilerliyorlar kuğu gibi süzülüyorlar.</span></p>
<p><span style="color: #323232;"><span id="more-267"></span>-Park mı?Ha,park henüz tenha.Salıncakların ikisi dolu ikisi boş.Geçen haftaki sevgililer yine geldiler.Elleri birlerinden hiç ayrılmıyor.Şimdi erkek kızın saçlarını okşuyor,ne kadar birbirlerine yakışıyorlar.<br />
-Erguvanlar bugün çıldırmış öyle bir çiçek açmışlar ki etraf mora boyanmış.Erikler desen keza,tepeden tırnağa beyazlar giyinmiş.İşte parkın neşesi çocuklar geldi.Ellerinde rengarenk balonlar var ah kardeşim görmelisin.<br />
Bu böyle sürüp giderken her gördüğünü anlatıp dururken ansızın bir kalp krizi geçirir pencere kenarındaki.Duvar dibinde düğmeya bassa doktoru çağırabilir ve belkide arkadaşı kurtulabilir.Ama ama yapıyor işte şeytan karışıyor işine.Arkadaşı ölürse pencere kenarı boşalacak ve kendisi oraya geçecek.Bugüne dek kulaklarıyla duyduğunu gözleriyle görecek . ve duvar dibindeki düğmeye basmaz ve arkadaşı ölür.Ertesi gün duvar dibinde olan yatağını pencere kenarına taşırlar.Bekledği an gelmiştir artık yattığı yerden pencereden dışarı bakar.<br />
Dışarıda kapkara bir duvar işte hepsi bu kadar. </span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><span style="color: #323232;"><strong>Yaşlı Kadın ve Meşe Ağacı</strong></span></p>
<p><strong></strong></p>
<p><span style="color: #323232;">Kuraklık o yıl, New Jersey’in yemyeşil çayırlarını kahverengine çevirmiş ve tüm New Jerseylilerin gurur kaynağı yüzyıllık dev ağaçların yapraklarının zamanından önce dökülmesine neden olmuştu. Kuraklığın kırk üçüncü gününde, küçük bir kentin yoksullar mahallesinden geçen Tom Greenfield adlı genç bir tarım uzmanı, tozlu yolda bir kova suyu sürüklercesine taşıyan yaşlı bir kadına rastladı.<br />
Otomobilinin camını indirdi ve yaşlı kadına seslendi:</p>
<p>Sizi gideceğiniz yere kadar götürebilir miyim, bayan? Yaşlı kadın teşekkür etti ve bir kilometre kadar geride kalan evini işaret etti:</p>
<p>Zaten şu kadar kısa bir yoldan geliyorum dedi ve yüz metre ötedeki dev bir meşe ağacını göstererek Zahmet etmenize gerek yok dedi. İki üç adımlık yolum kaldı. Greenfield, kadının bir kova suyu ne yapacağını merak etti. Onu arkasından izledi. Yaşlı kadının, zorlukla taşıdığı kovayı bahçenin uzak bir köşesindeki büyük meşe ağacına kadar sürükleyip, sonra da kovadaki suyla meşe ağacını suladığını görünce, hem hayran kaldı, hem de şaşırdı.</p>
<p>Yanına yaklaştı ve sordu:</p>
<p>Bu ağacı sulamak için mi o bir kova suyu bir kilometre öteden taşıdınız? Güçlükle kaldırdığınıza göre kova galiba çok ağırdı. Yaşlı kadın, genç adama gülümseyerek baktı. Tam 81 yaşımdayım. Bu ağaç ise, yaşamdaki tek dostum. Küçük bir kızken arkadaş olmuştum onunla. . Şimdi hiç biri yaşamayan tüm arkadaşlarımla bu ağacın çevresinde, bilseniz ne oyunlar oynadık, onun gölgesinde nasıl dinlendik bu ağaç kurursa ne yaparım, ben? Genç tarım uzmanı, yüzyıllık dev meşe ağacına uzun uzun ve dikkatlice baktı. Deneyimli gözü, ağacın giderek kurumakta olduğunu görmekte gecikmedi.</p>
<p>Yaşlı kadın, meşe ağacıyla arkadaşlığını anlatmayı sürdürdü:</p>
<p>Annem beni dövdüğü ya da azarladığı zaman bu ağaca tırmanırdım, onun kollarına sığınırdım dedi. Nişanlım, parmağıma nişan yüzüğünü bu ağacın altında taktı. Benim için böylesi anılarla dolu olan bu ağaç için, bir kilometre öteden bir kova su taşımamı gerçekten çok mu görüyorsunuz? Yaşlı kadın ertesi gün elinde su kovasıyla yine meşe ağacına giderken, ağacın çevresinde beş altı işçinin çalışmakta olduğunu gördü. Kovayı yere bıraktı ve işçilere doğru koşarak Bırakın ağacımı diye bağırdı. Dokunmayın benim ağacıma.</p>
<p>İşçilerin başındaki adam kasketini çıkardı ve yaşlı kadını saygıyla selamladı:</p>
<p>Ağacınıza kötü bir şey yapmak için değil, onu kurtarmak için geldik, hanımefendi dedi. Ağacınızın köklerinin çevresinde kanallar açtık ve onları tankerimizin deposundaki suyla doldurarak, ağacınızı bol bol suladık. Yaşlı kadının gözleri, su tankerinin üzerinde yazılı olan “Greenfield Fidanlığı adına takıldı. Fakat ben sizi çağırmadım ki? dedi.</p>
<p>Kim gönderdi sizi buraya? Adam, saygılı tavrıyla yanıt verdi:</p>
<p>“Bizi buraya gönderen kişi, adını söylemedi, efendim dedi. Yaşlı kadın, yeterli suya kavuşan arkadaşı meşe ağacının altında durdu ve işçilerin tek tek ellerini sıktıktan sonra bindikleri kamyonun arkasından yaşlı gözlerle baktı &#8230; </span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><span style="color: #323232;"><strong>Gerçek Dostluk Bu</strong></span></p>
<p><strong></strong></p>
<p><span style="color: #323232;">Günün birinde iki dost varmış her ikiside çok iyimiş ama biri saf diğeri ise kurnaz ve açık gözlüymüş.Açık gözlü olan dostun şirketi batmış ve dostundan para istemiş bana borç para verir misin dostu nedemek sen benim en iyi dostumsun demiş ve bütün servetini vermiş.Aradan günler geçmiş açık göz olan işelrini büyütmüş işlerinde ilerlemiş ve dostunun yanına gitmiş senden birşey isticeğim senin nişanlının çok beğeniyorum bana onu verir misin demiş saf olan o benim nişanlım ama sen benim en iyi dostumsun demiş ve veririm demiş ve vermiş.aradan aylar geçmiş bu saf olan sostun bir gün işleri bozmuş ve dostunun yanına gitmiş . ve ondan iş istemiş en iyi dostu ona iş vermemiş tabi bizim saf olan dostumuz biraz ezilip büzülmüş ve dışarı çıkmış yolda yaşlı bir adam oğlum çok hastayım bana şu reçetedeki ilaçları alır mısın demiş ve cebindeki son para ile adamın ilaçları almış ertesi günü bir avukat dün ilaçlarını aldınız . yaşlı adam öldü ve tüm mal varlığını size buraktı demiş çocuk yaşırmış ama bu serveti kabul etmiş çünküihtiyacı vardı buna.<br />
işlerini yoluna koydu ve tam arkadaşının şirketinin karşısına bir ev aldı niyeti sadece en iyi dostunu görebilmekti.birgün kapısına yaşlı bir teyze geldi oğlum çok acıktım bana yemek verir misin dedi adamda teyze veririm ama bir şartla benim yanımda çalışır mısın hem bana yardım edersin hemde karnın doyar teyze kabul eder aradan 3 sene geçer kadın ona oğlum artık senin evlenme çağın geldi artık sana bir eş lazım demiş çocuk bu duruma kabul etmiş tamam teyze tanıdığın biri varsa evleneyim demiş kadın bizim orda çok iyi bir aile kızı var seni onunla başgöz edelim demiş ve en iyi arkadaşına nikah davetisesinden bir tanede ona yollar.ve düğün günü gelip çattığında çocuk mikrofonu eline alıp dostlar size bir diyeceğim var günün birinde benm en iyi dostum varda bir gün işleri battı benden para istedi bütün mal varlığımı ona verdim benden nişanlımı istedi gözümü kırpmadan ona verdim işlerim bozuldu yanına gittim iş istedim bana sana burda iş yok dedi ve diğer dost kapıdan içeri girdi misafirler size bir diyeceğim var dedi işleim battı ondan borç para istedim verdei bende ona sonra parasını geri verdim . nişanlısını istedin çünkü nişanlısı ona göre bir kız değildi yolda karşına bir adam çıktı ona parasını verdi o beim babamdı kapısa bi teyze gitti ondan yemek istedi o benim annemdi evlenmek istedi evlenceği kızda benim kız kardeşimdir şimdi siz söyleyin GERÇEK DOST KİMDİR..! </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetsiz.com/dostluk-hikayeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dini Hikayeler</title>
		<link>http://www.sohbetsiz.com/dini-hikayeler.html</link>
		<comments>http://www.sohbetsiz.com/dini-hikayeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 17:40:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetsiz.com/?p=265</guid>
		<description><![CDATA[Hz Peygamberin Selamı   Sultan III Osmanın (padişahlığı 1754-57 yılları arası) sadrazamlarından Hekimoğlu Ali Paşa başarılı ve yetenekli bir devlet adamı, oldukça dindar bir kimse idi. Bu Ali Paşa zamanında bir tüccar iflas etmiş, bütün mal ve servetini kaybetmiş, üstelik bir de borca girmişti. Bu sıkıntılı durumda iken müracaat ettiği bütün eş-dost kapıları, . bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hz Peygamberin Selamı</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><span style="color: #323232;"><span style="color: #323232;">Sultan III Osmanın (padişahlığı 1754-57 yılları arası) sadrazamlarından <strong>Hekimoğlu Ali Paşa</strong> başarılı ve yetenekli bir devlet adamı, oldukça dindar bir kimse idi. Bu Ali Paşa zamanında bir tüccar iflas etmiş, bütün mal ve servetini kaybetmiş, üstelik bir de borca girmişti. Bu sıkıntılı durumda iken müracaat ettiği bütün eş-dost kapıları, . bu durumdaki herkese yapıldığı gibi yüzüne kapanmıştı.</p>
<p>     Adamcağız bu çaresiz haldeyken bir gece rüyasında Peygamberimizi gördü ve O dan yardım ve destek istedi. Peygamberimiz ona :</span></span></p>
<p><span style="color: #323232;"><span style="color: #323232;"><span id="more-265"></span></p>
<p>     </span><strong><span style="color: #ff0000;">- &#8220;Git Allahın makbul kulu Ali Paşaya benden selam söyle sana 100 altın versin&#8221;</span></strong><span style="color: #323232;"> dedi.</p>
<p>     Adam ; &#8211; &#8220;Ya Rasûlallah ben Ali Paşaya selamınızı iletir, bana 100 altın vermesini emrettiğinizi söylerim ama bana inanmaz&#8221; dedi.</p>
<p>     Hz Peygamber (sas) şöyle buyurdu :</p>
<p>     </span><strong><span style="color: #ff0000;">- &#8220;Sana inanması için ben sana belge vereceğim. Ali Paşa bana her akşam yüz salavatı şerife okurdu, ama geçen perşembe akşamı okumadı. Bunu . ona söylersen sana . inanır.&#8221;</span></strong><span style="color: #323232;"></p>
<p>     Sabah olunca adam hemen Ali Paşaya koştu. Rüyasını anlattı. Ali Paşa ;</p>
<p>     - &#8220;Peygamberimiz bana niye söylemiyor da sana söylüyor?&#8221; diye inanmak istemedi.</p>
<p>     Adam Hz Peygamberin verdiği belgeyi öne sürdü :</p>
<p>     - &#8220;Efendim ben bana inanmayacağınızı Hz Peygambere söyledim. O da bana bir belge verdi. Siz her gece Efendimize yüz salavatı şerife okuyormuşsunuz, ama geçtiğimiz perşembe akşamı okumamışsınız.&#8221;</p>
<p>     Ali Paşa düşünmüş o gece hakikaten okumadığını farketmiş. Bunun üzerine adama şöyle der :</p>
<p>     - &#8220;Peki Hz Peygamber sana ne söyledi ise aynen tekrarla.&#8221;</p>
<p>     Adam tekrarladı : &#8211; &#8220;Ali Paşaya benim selamımı söyle sana 100 altın versin.&#8221;</p>
<p>     Ali Paşa &#8220;Bir daha söyle&#8230;&#8221; diye tam yedi defa tekrarlattı.</p>
<p>     Adam, Ali Paşayı kendisiyle alay ediyor sandı ve paradan da ümidini kesmişti ki, Ali Paşa ;</p>
<p>     - &#8220;Sana Peygamberin her selamı için 100 altın vereceğim. Yedi defa tekrarlattım 700 altın eder&#8221; der ve gerçekten 700 altını verir. </span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><span style="color: #323232;"><strong>Kelime-i Şahadetin Ağırlığı</strong></span></p>
<p><strong></strong></p>
<p><span style="color: #323232;">Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bir gün, ihlâsla söylenmiş bir kelime-i şehâdetin, âhirette mü`minin terâzisinin sağ kefesini nasıl yükselteceğini şöyle anlatmışlardır:</p>
<p>`Azîz ve Celîl olan Allah Teâlâ kıyâmet günü, ümmetimden bir adamı halkın içerisinden alır ve onun için doksan dokuz adet büyük defter açar. Her defter, gözün alabildiği kadar . büyüktür. Allah Teâlâ adama sorar:</p>
<p>` Bu defterde yazılı olanları inkâr ediyor musun? Muhâfız kâtiplerim (olmadık şeyler yazarak sana) zulmetmişler mi? Kul:</p>
<p>` Ey Rabb`im, hayır, (hepsi doğrudur!) der. Allah Teâlâ sorar:</p>
<p>` (Bunları işlemenden dolayı beyan edeceğin) bir özrün var mı? Kul:</p>
<p>` Hayır, ey Rabb`im, der. Azîz ve Celîl olan Allah Teâlâ:</p>
<p>` Evet, senin bizim yanımızda (büyük ve makbul) bir de hasenen (iyiliğin) var. Biz bugün sana zulmetmeyeceğiz! buyurur. Hemen bir kart çıkarılır. Üzerinde, `Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah (Şehâdet ederim ki, Allah`tan başka ilah yoktur. Ve şehâdet ederim ki, Muhammed Allâh`ın Resûlü`dür)` yazılı.</p>
<p>Sonra Allah Teâlâ buyurur:</p>
<p>` Ağırlığını (yani amellerini) hazırla! Kul sorar:</p>
<p>` Ey Rabb`im! Bu defterlerin yanındaki şu kart da ne? Allah Teâlâ ona:</p>
<p>` Sana zulmedilmeyecektir! buyurur.</p>
<p>Hemen defterler mîzânın bir kefesine konulur, kart da diğer kefesine. Tartılırlar. Neticede defterler hafif kalır, kart ağır basar. Esasen Allâh`ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz!` </span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><span style="color: #323232;"><strong>Cuma Namazının Ehemmiyeti</strong></span></p>
<p><strong></strong></p>
<p><span style="color: #323232;">Bir gün bir zat eşeği üzerine buğday yükler ve öğütmek üzere değirmene gider. Devamını kendisi şöyle anlatıyor;</p>
<p>`Tam buğdayı eşekten aldım, eşek kaçtı. Ardından benden bahçe kiralayan komşum geldi. `Bu gün nöbet senin, bahçeyi sen sulayacaksın, sulamazsan nöbet geçer` dedi.</p>
<p>Günlerden cuma idi. Kendi kendime `cuma namazı bu olanlardan daha sevimli` dedim ve hepsini bırakıp cuma namazına gittim. Evime döndüm birde ne göreyim, bizim değirmendeki buğday öğütülmüş, hamur bile pişirilmiş, ayrıca tarla sulanmış, eşekte eve dönmüş.</p>
<p>Merak edip hanıma sorunca hanımım;</p>
<p>`Bizim komşu değirmene gitmiş, bizim çuvalları kendi çuvalları zannederek öğütmüş, eve getirince . o çuvalların bizim çuvallar olduğunu anlamış, ben de gidip oradan evimize getirdim. Tarlaya gelince; su komşunun tarlasına gelince dolup taşmış bizimki de sulanmış` dedi.</p>
<p>Bende bunları görünce taat ve ibadet üzerine devam ettim` dedi. </span></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetsiz.com/dini-hikayeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ask Hikayeleri</title>
		<link>http://www.sohbetsiz.com/ask-hikayeleri.html</link>
		<comments>http://www.sohbetsiz.com/ask-hikayeleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 17:35:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetsiz.com/?p=262</guid>
		<description><![CDATA[Bir Aşk Mektubu   Şu an 1 şubat akşamı ve rüyamda yine sen vardın. Saat olmuş gecenin 3’ü, herkes uyumuş, annem, babam, kardeşim, bende uyumuşum ama gönlüm hep ayakta, aşkım hep ayakta, onlar hiç uyumadı ki. Seni tanıdığımdan, sana tapalıdan beri gözüme uyku girmedi aşkımın, sevdamın da. Ne tedaviler aradım, ne ilaçlar kullandım. Çaresi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir Aşk Mektubu</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><span style="color: #323232;"><span style="color: #323232;">Şu an 1 şubat akşamı ve rüyamda yine sen vardın. Saat olmuş gecenin 3’ü, herkes uyumuş, annem, babam, kardeşim, bende uyumuşum ama gönlüm hep ayakta, aşkım hep ayakta, onlar hiç uyumadı ki. Seni tanıdığımdan, sana tapalıdan beri gözüme uyku girmedi aşkımın, sevdamın da. Ne tedaviler aradım, ne ilaçlar kullandım. Çaresi bir mucize bu hastalığın o da sensin.</p>
<p>Ağlıyorum şu saat, unutma beni ağlatan sensin. Uyutmayan, hayatı zindan eden sensin. Ne hayat tat veriyor, ne o olmazsa olmaz dediğim bilgisayar, ne hava, ne ekmek, ne su,.. sadece ama sadece sensin o tat. Sensin benim hayatım, sensin.</span></span></p>
<p><span style="color: #323232;"><span style="color: #323232;"><span id="more-262"></span>Benden vazgeçmemi mi istiyorsun? Tamam kabul. Çıksın birisi güneşe yazsın adını (benim yazdığımın yanına) vazgeçerim senden. Ya da sağır bir ressam, toprağa düşen gülün sesini çizsin bir kağıda o zaman vazgeçerim senden. O zaman vazgeçerim anlıyor musun? VAZGEÇMEM SENDEN.</p>
<p>Benden kalan birkaç gözyaşı var bu kağıtta, sana olan aşkım var. Eğer bir gün ağlarsın olur ya! Bu kağıda ağla. Göz yaşlarımız mutlu olsun sonunda. Onlar kavuşsunlar aşklarına. Biz kavuşamasak da.</p>
<p>Hem ben seni kime vazgeçerim? Kimse senin dudaklarındaki sıcaklığı vermiyor, kimse vermiyor sendeki o güzel kokuyu, kimse hissettirmiyor senin tenindeki buğuyu, hayali, kimse bakamıyor senin baktığın gözlerle bana, kimse senin dokunduğun hatta vurdun gibi vurmuyor bana, kimse tutmuyor senin ellerinle, kimse sarmıyor senin gibi kollarıyla, kimse ama kimse sendeki aşkı bana vermiyor. Ben sana mecburum, sonu olmasa dahi.</p>
<p>Kalbim uçarsa o kelimelerin arasına okurken yakala onu, iyi bak incitme olur mu? Arkadaş et kendi kalbinle, dost olsunlar, aşık olsunlar birbirlerine, ölesiye hem de, sımsıkı sarılsınlar hiç bırakmasınlar birbirlerini, varsın ben onsuzda yaşarım, yeter ki onlar mutlu olsunlar.Sana soruyorum? Yakışıklı değilim, çok zeki değilim ama aşkım yetmez mi sana? Neden ben değil de seni sevmeyen bir başkası ya da benim kadar değer veremeyen birisi. Neden? Şunu unutma; Kırmızı güllere ulaşmak isteyenler ayakları . altında ezilen papatyaların farkına varamazlar.</p>
<p>Senin uğruna vazgeçmeyeceğim şey yok. Gururum hariç. O zaman neden ben değilim, neden başkası, sana başkasının ellerinin dokunmasına dayanamam. Buna dayanamam anlıyor musun beni? Neden ben değilim Allahım? Sebebi ne? Neden Allahım neden?<br />
Sana tapıyorum anlıyor musun? Sana tapıyorum? Neden sanıyorsun sizin . sınıfa her teneffüs gelişim? Neden sanıyorsun hep başka konular arayışım.</p>
<p>Çok merak etmiştin ya Metin ile benim bildiğim o olayı. Söyleyeyim. Metin bunu Rıza’dan duymuş. Rıza ona ikinizin beraber olduğunuzu söylemiş. Ben bunu duyunca içimdeki tüm gözyaşlarını o an çıkarmak istedim. Sağır olmayı istediğim bunu duymayayım diye, bugün . olmasın istedim bu olayı yaşamayım diye, Kör olmak istedim seni hiç görmeyeyim diye, kalbim olmasın istedim sana hiç aşık olmayayım diye, hislerim olmasın istedim senin kokuna, sıcak tenine alışmayaydım diye. Senin olmamak istedim, sana hasret kalmayayım diye. Gözlerim karardı hiç abartısız o an? Metin bıraksa sonsuza dek öyle kalırdım. Rüyayı . hep seninle . kurardım. Hep ikimiz olurduk, hep seninle olurduk, kötü kalpliler aramıza girmeye çalışır ama ben hep mani olur buna izin vermezdim. Her şey senin istediğin gibi olurdu. Bir tek aşkımız ortak. Sana adardım her şeyimi. Seninle senin kadar güzel, senin kadar iyi, senin kadar güzel gözlü, senin kadar . Bir bebeğimiz . olurdu. Ama neyse ki, hatta maalesef Metin beni rüyamdan erken uyandırdı. VE GENE SANA KAVUŞAMADIM.</p>
<p>Hem sana kıyarım hem kendime? Ölümü dahi göze alırım sensin hayat zaten ölüm bana? Bunlar şaka gibi geliyor ama ben sana kıyamam . Kıyamam sana biliyorsun. Aşkım beni dağlasa da, aşkın beni mecnun yapsa . da, sana kıyamam. Son söylemek istediğim seninle son defa konuşmak istiyorum ve diyorum ki seni çok seviyorum.</span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><span style="color: #323232;"><strong>Yasak Aşk</strong></span></p>
<p><span style="color: #323232;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #323232;"> 21 YAŞINDAYIM VE GERÇEKTEN BİZİMKİSİ YASAK BİR AŞK. O EVLİMİ DİYECEKSİNİZ HAYIR DEĞİL NİŞANLI. HİÇ SEVMEDİĞİ BİR İNSANLA HEMDE.ANLATAYIM.</p>
<p>BİZİM TANIŞMAMIZ BİR ARKADAŞ VASITASIYLA OLDU HİÇ HOŞLANMAMIŞTIM SERSERİ GİBİYDİ. BİRGÜN O ÇOCUK BENİ ARADI SİZİN ORDAYIM BALKONA ÇIK DEDİ . BENDE ÇIKTIM KONUŞTUK BİRAZ SONRA BEN İÇERİ GİRDİM TELEFONA BİR MESAJ GELDİ ONDANDI YAZANLAR AYNEN BÖYLEYDİ BEN SENDEN ÇOK HOŞLANDIM LÜTFEN TEKRAR BALKONA ÇIKARMISIN DEDİ. GÜVENEMİYORDUM ÇIKAMIYORUM MÜSAİT DEĞİLİM DEDİM. SONRA SONRA ÖYLE ŞÖYLE KONUŞTUK TELEFONDA NASIL OLDUYSA BULUŞALIM DEDİ BULUŞTUK HOŞUMA GİTMEDİ OLMAZ DEDİM.AMA İÇİMDEN <img src='http://www.sohbetsiz.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  SONRA EVE BIRAKIYORDU BENİ YANIMIZDA ARKADAŞ FALAN VARDI SEVGİLİSİ FALAN SİGARA KULLANIYORMUSUN DEDİ EVET DEDİM ARKADAŞIM KULLANMIYOR DEDİ O DURDU LÜTFEN YALAN OLMASIN DEDİ İŞTE O AN AŞIK OLDUM DESEM İNANIRMISINIZ ÇIKMAYA BAŞLADIK GERÇEKTEN SEVDİM HEMDE ÇOK. 14 ŞUBATTI SEVGİLİLER GÜNÜ. HEDİYE ALMIŞTIM EVE BIRAKAYIM DEDİ GİTTİK ANNESİ YUKARIYA ÇAĞIRMIŞ TANIŞMAK İÇİN UTANDIM GİTMEK İSTEMEDİM AYIP OLUR DEDİ ÇIKTIK ANNESİ SEVMEDİM BU KIZI DEMİŞ AYRIL DEMİŞ MEZHEBİ FARKLI DEMİŞ , YA O YA BİZ DEMİŞ. ÇOK SAVAŞTIK AŞKIMLA TABİ ANNESİ RAHAT DURMADI ONA KIZ ARAMAYA DEVAM ETTİ. EN SONUNDADA BULDU BİRİSİNİ KABULLENEMEDİM AYRILDIM BUNU YAPAMAZDI BANA SEVEN YAPMAZDI. NİŞANLANDI O KIZLA , TELEFONLA BİLE GÖRÜŞMEDİLER KIZLA ÇÜNKÜ KIZIN TELEFONU BİLE YOK. GÖRÜCÜ USULÜ DERLER YA ÖYLE . ARADI BENİ UNUTAMIYORUM SENİ DEDİ DAYANAMADIM DEVAM ETTİK GÖRÜŞMEYE KAFAM KARMA KARIŞIKTI NE YAPMALIYDIM ABLAM ONA MESAJ ATIYORDU KÜFÜRLÜ MESAJLAR AMA YİNEDE VAZGEÇEMİYORDUK. BELKİ OKUYANLAR DİYECEK SEVMİYOR SENİ DİYE AMA ONUN SEVGİSİNE İNANIYORUM BENİ SEVİYOR . AİLESİ BİLİYOR GÖRÜŞTÜĞÜMÜZÜ AMA KİMSENİN HESAP SORMAYA HAKKI YOK ÇÜNKÜ BEN O NİŞANLIYKEN HAYATINA GİRMEDİM O . BENİM ZATEN HEP HAYATIMDAYDI. HATTA BİRGÜN ANNESİNE EVLENİCEM O KIZLA BİRDE KIZIM OLACAK ADI SEVGİ OLACAK ONDAN SONRADA NE OLURSA OLSUN DEMİŞ. ANNESİDE İNŞALLAH OLMAZ DEMİŞ. BİR ANNE BU KADAR VİCDANSIZ OLABİLİR Mİ? SEVDİĞİM HERGÜN İÇER OLMUŞ İŞTENDE ÇIKARMIŞLAR BİZİM AŞKIMIZ BURADA ANLATMAKLA BİTMEZ NE O SEVEBİLİR ARTIK NE DE BEN EVLİ İNSANLAR BİLE BİZİM YAŞADIKLARIMIZI YAŞAMAMIŞTIR. TELEFON VE CÜZDANINDA HALA RESMİM VAR. YEMEK YİYEMİYORUM KİLO VERİYORUM SÜREKLİ O DA ÜZÜLÜYOR BU HALİME ÇIKIP GİDELİM AŞKIM DEDİ BANA YAPAMADIM AİLEMİ SİLEMEDİM AŞKIMI GÖMDÜM KALBİME. YASAK DEĞİL ASLINDA AŞKIMIZ İMKANSIZ. AMA NE OLURSA OLSUN ONU HER ZAMAN SEVECEĞİM VE İLERDE BİR OĞLUM OLURSA ONUN ADINI KOYACAĞIM TEK İSTEĞİM BU AMA BİZİM AYRILAMAYACAĞIMIZIDA ÇOK İYİ BİLİYORUM BUNU KENDİ AKRABALARIDA ANNESİDE HERKESTE BİLİYOR EVLENSE BİLE MUTSUZ OLACAK AMA BEN ONUN BAŞKASIYLA BİLE OLSA HEP MUTLU OLMASINI İSTİYORUM NE KADAR PAYLAŞAMASAMDA ONU MUTLU OLSUN SEVGİLİM, AŞKIM VE HERŞEYİM SANA AŞIĞIM DELİLER GİBİ HEMDE&#8230;</p>
<p></span><span style="color: #323232;"> </p>
<p> </p>
<p><strong>Aşk Kapıyı Çalınca</strong></p>
<p><strong> </strong></span></p>
<p> </p>
<p><span style="color: #323232;"><span style="color: #323232;">Hep özlediğim, beklediğim aşkın böyle aniden kapımı çalıvereceğini, izin almadan yüreğimde bir köşeye yerleşeceğini hiç düşünmememiştim. Göz göze geldiğimiz anda. Başımdan aşağıya buzlu su dökülmüş gibi hissettim , Bakışları içimi titretti, bilmediğim, tanımadığım bir dünyanın kapıları açılıverdi önümde&#8230; Kimde, neydi, hangi sınıfta öğrenciydi, daha önce onu görmemiştim. Bütün gün bu sorularla boğuştum. İlk şoku atlatıp kendime geldiğimde okulda onu aramaya başladım. Gerçeği öğrenmem hiç zor olmadı tabii ki! Suratıma tokat gibi çarpan gerçeği O okulumuzda yeni görev yapmaya başlamış bir öğretmendi çok genç olduğu için öğrencilerden ayırt etmek mümkün değildi. Böyle şeyler yalnız filmler de olur sanırdım. Oysa ben sırılsıklam aşık olmuştum. Gözleri başımı döndürecek kadar güzel olan yalnızca adını ve öğretmen olduğunu bildiğim biri, kısacık bir zamanda hayatımı değiştirivermişti Ona aşık olmam benim suçum muydu? İnsan hesap kitap yaparak aşık olmazdı ki? Tamam itiraf etmeliyim, ben pek normal biri değilim. Başkalarına göre farklı yanlarım çok., özellikle de aşk söz . konusuysa hiçbir zaman sıradan biri olmadım ama bu kez tamamen kaderdi. Sonunda ona söylemeye karar verdim. Madem aşık olacak kadar cesaretliydim, söyleyecek kadar da cesaretli olmalıydım. Söyledim. Şaşkınlığımı ifade edecek sözleri şu an ben bulamıyorum. Düşün bir kez, çat kapı bir öğrenci geliyor ve ‘’ ben sizi gördüğüm ilk andan beri seviyorum’’ diyor. Ne hissedersiniz bilemem ancak o bana karşı çok olgun, anlayışlı davrandı. Yaptığım çocukluklarla hayatını cehenneme çevirdiğim halde sevgiyle yaklaştı.. incitmemek için çok uğraş verdiğini şimdi anlıyorum oysa o zamanlar çok incitmiştim. Bir gün bana hak vereceksin demişti evet onu anlıyorum ve hak veriyorum. En doğrusunu yaptı. Zaman . belki çılgın aşkımı bitirdi. Ama ona olan saygım ve sevgim sonsuza kadar sürecek.</span> </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetsiz.com/ask-hikayeleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gercek Hikayeler</title>
		<link>http://www.sohbetsiz.com/gercek-hikayeler.html</link>
		<comments>http://www.sohbetsiz.com/gercek-hikayeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 16:37:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetsiz.com/?p=46</guid>
		<description><![CDATA[Ateşe Düşen Gülün Çığlığı   Kızını dünyaya getirdikten sonra çok sevmişti, hemde uğrunda ölecek kadar çok&#8230; Ama hep eziklikle, utançla, korkuyla, cinnetle sevmişti… Hep &#8220;Ya&#8221; diye kaygılar taşıyarak içinden ve o “Ya” ları düşündükçe kanı çekilirdi damarlarından Kezban’ın. Ölmeyi çokça geçirmişti içinden, oysa bir uçurum kenarından kendini boşluğa bırakacak kadar çok seviyordu hayatı, kocasını ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ateşe Düşen Gülün Çığlığı<br />
</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kızını dünyaya getirdikten sonra çok sevmişti, hemde uğrunda ölecek kadar çok&#8230; Ama hep eziklikle, utançla, korkuyla, cinnetle sevmişti… Hep &#8220;Ya&#8221; diye kaygılar taşıyarak içinden ve o “Ya” ları düşündükçe kanı çekilirdi damarlarından Kezban’ın.</p>
<p>Ölmeyi çokça geçirmişti içinden, oysa bir uçurum kenarından kendini boşluğa bırakacak kadar çok seviyordu hayatı, kocasını ve kızını. Ama kahrolası yerde üçüne de yaşam haram kılınmıştı.</p>
<p>Kulaklarında bir ses “Ölmelisin, ölmelisin!” diyordu. . “Hadi be kızım sende,” “çocuğun, eşin dururken hayata küsmek, ölmek mi olur?”<br />
Nasıl ölsün? Yaşamak güzel, yaşamak kutsal. Kafasında sorular dolaşıyor: “Kadının yazgısı mı bu? Yoksa geri kalmış ülkelerin sorunu mu?” diye. <span id="more-46"></span></p>
<p>İlk önce çözümlerin içinde olduğunu, hayatın iğrençliklerine dayanması, bütün gücüyle karşı koyması, bunu kabul etmesi, bu yola inanması, dayanması ve kendini geliştirmesi, aşması gerektiğine inanıyordu.</p>
<p>Sadece bunun için dua ediyordu. Ölümü son çare olarak görmek değil, bu gücü yaşamak istiyordu. Korkularının ördüğü setleri devirmek, yıkmak, bu köhne töreleri devirmek, belki de kendisi ve başkaları için bir devrim olacaktı. Yapayalnız olsa bile, bunun tek çıkış yolu , bunun tek umut ışığı yine içindeki kendinde olduğuna inandırıyordu kendini. Bu yüzdendir ki dayanılması güç bir hayata dayanıyordu Kezban.</p>
<p>Hayâller kuruyor Kezban. Bir küçük ev, sevdiği bir eş, etrafında dolaşan çocuklar, herkesin herkese insanca baktığı, kadınların aşağılanmadığı bir çevre’’&#8230; Uyuya kalıyor Kezban. Dudaklarında sayıklamalar&#8230;</p>
<p>Kocasının o insan yüzüne bakarken her gün utançtan biraz daha kahroluyordu. Oysa kocası anlayışlı, insancıl bir adamdı, sokakta karşılaştığı herkes yüzünü çeviriyordu, yüzüne söylemeseler bile, arkasından ona pezevenk, piç babası demelerine bile aldırmıyordu. Namusunu temizlemesi için yapılan tüm baskılara karşı çıkıp direniyordu. “eşimin ve o günahsız yavrunun suçu nedirki öldüreyim, asıl suçluları neden görmüyor sunuz?” deyip tüm çevresini ret ediyordu. Hem bu gerici mantık inandığı değerlerle ve dünya görüşüyle de çatışıyordu&#8230;</p>
<p>Bütün çevre “namusunu temizlemezsen senin buralarda yaşama şansın ve hakkın yok, kimsenin yüzüne bakamazsın “ diye açık açık tehtit ediyorlardı. Ama o köhnemiş törelere karşı çıkıyordu ve geri zihniyetli tehtitlere aldırmıyordu&#8230;</p>
<p>Kocası çoğu zaman çektiği acıları bildiği için Kezban’a, “Hiç kimse seninde, kızının da kılına bile dokunamaz, dokunana dünyayı dar ederim’ biraz daha sabır’’ diyordu. ”Karkolda gözaltı sürem bitince, inşaatlarda çalışıp biraz para biriktirdikten sonra çekip gideceğiz İstanbul’a. Orada kimsenin bizi tanımadığı, rahatsız etmiyeceği bir yere yerleşiriz&#8230;” deyip teselli ediyordu Kezban’ı&#8230;</p>
<p>Kocası öğretmendi 1980 li yıllarda katıldığı bir yürüyüşün tertipleyicisi olarak ihbar üzerine yakalanp içeri atılmıştı. Bunu fırsat bilen karşı görüşteki düşmanları gece evine girip Kezban’ın ırzına geçip kaçmışlardı. Kezban eşinin ve ailesinin onurunu ve namusunu düşünerek bu olayı sır gibi saklamıştı. Nihayet altı aylık hamile olduğu anlaşılınca saklaması olanaksızlaşmıştı. Sonunda çareyi ailesine açılmakta bulmuştu.<br />
Ailesi doğan çocuğunu boğması için yaptığı bütün baskıları canı pahasına ret etmiş, karşı koymuştu.</p>
<p>Kocası hapisten çıktığında ise Kezban’ın ırzına geçenler köyü terkedip, izini kaybettirmişlerdi. Köhnemiş törelere göre sanki suçlu oymuş gibi bütün akrabaları, Kezbanı ve kızını öldürmesini istiyorlardı kocasından.. Zaten törelere göre doğal olanı da buydu. Yoksa kimsenin yüzüne bakamazlardı&#8230;</p>
<p>Acılarla geçen her gün biraz daha acı veriyordu. Çöken karanlıklar umudunu, geçen her gün hayallerini, hayatını çekip götürüyordu Kezban’ın&#8230; Karanlıklardan hep korkardı Kezban, kocası ne kadar karşı çıkarsa çıksın, kızıyla birlikte öldüreceklerinin korkusunu hep yaşıyordu. En çok da kızının öldürüleceğine yanıyordu yüreği&#8230;.</p>
<p>“Ah zavallı yavrum” diyordu. “Bilir mi sorsam, sormadığım soruların cevabını? Konuşsam anlar mı dilimden? Konuşmadan, yüzüme bakıp susar mı öylece. Bilir mi neden bu kadar korktuğumu?. İçimdeki korkunç acıyı, gözlerimdeki uçurumu, katran karası geceleri. Anlar mı gözlerimdeki hüznü, kendime bile kapattığım duygularımı…”</p>
<p>Kezban için umut ve sevgi uzaklarda bir nokta bile değildi artık. Dünyalar değildi istediği, can bulacak kadar bir destekti&#8230;. Özlem, sevgi, şevkat, anlayış gösterecek ve içinde barınabileceği, herkesin yüzüne utançla bakmadığı bir yerdi&#8230;</p>
<p>Durmadan bir nehir akıyordu düşlerinde Kezban’ın, düşlerinin içinde yüreğine akıyordu sanki acı olup. Alıp götürüyordu ömrünü seller gibi her defasında&#8230;<br />
Issızdı, şaşkındı, çaresizdi, yapayalnız ve tek başınaydı Kezban düşlerinde… Kim koymuştu bu töreleri, kadınların lanet yazgısı mıydı bütün bunlar?&#8230; Bütün bunlara bir cevap arıyordu ama bulamıyordu&#8230;</p>
<p>Ne zaman dalıp gitse boğazı düğümlenir, tuzlanırdı kirpikleri. Bir yıldızın izdüşümü sarılırdı geceye, çağlayanların sesleri duyulurdu uzaktan ve bir çobanın kavalı vururdu kulaklarına. İçi acırdı her defasında ne zaman o kahrolası lanet geceyi anımsasa. Ne zaman anımsasa çaresizliğin nefesi üşütürdü içini, hüzne yazılmış bir şiirin dizeleri gibi acı solurdu hep.</p>
<p>Yorgun düştüğü zamanlar olmuştu elbet, hep direnmişti ayakta kalması için ama şimdi öyle miydi? Bir yanda kızı, diğer yanda kocası. Bütün bu olanlara karşı gücü tükeniyordu artık. Kaybolan zamanlar yitik umutlar hiç gelir miydi geri?<br />
“İlk baharın kısa ömürlü çiçeği olsa, bir sonraki bahara yine gelirim der avuturdu yüreğini. İnsan gitti mi bir daha gelmez. “ diyordu kendi kendine&#8230;</p>
<p>Güneşli bir bahar günüydü, onlarda başka aileler gibi kırlara, nehir kıyısına çıkmışlardı, kuzular meliyor, çocuklar ordan oraya koşup oyun oynuyordu.<br />
Her yere yağmurun ve toprağın taze kokusu sinmişti. Ne zamandı sıcaklığını, şefkatini özlemişti güneşin. Gökyüzü öylesine mavi, öylesine duru, öylesine sınırsızdıki, Yine de yüreğindeki acıyı haifletmiyordu bütün bu güzellikler&#8230;.</p>
<p>Çevre hep rengarenk çiçeklerle, çimlerle, yabani bitkilerle süslüydü. Kuşlar cıvıl cıvıldı. Çiçekler açıyor, baharın serin ve temiz havası mis gibi kokuyordu… Rüzgarda tiril tirildi yaprakları güllerin, çiçek açtıkları küçük tepede el ediyorlardı sanki onlara … Kezban bir gül koparıp kızının saçlarına taktı. Bir kızına baktı, bir güle, bir de çağlayarak akıp giden suya….<br />
Saçlarına taktığı beyaz gül o kadar yakışmıştı ki yüzünün masumluğuna kızının.<br />
Kızı, dünyanın bütün kötülüklerinden uzak, her şeyden habersiz saf saf gülümsüyordu. “Ah bir bilse, bir bilse hangi acıların annesinin bağrını deştiğini. Acılarla geçen her günün neler koparıp götürdüğünü ömründen&#8230;” diye söyleniyordu kendi kendine Kezban&#8230;</p>
<p>Kızına, “ah gözleri harelim sen bu acıları bilmezsin, henüz çok küçüksün, diyordu. “Bilmezsin nasıl olur, bir davanın hem mağduru, hem suçlusu, hem sorumlusu olduğumuzu. Ah gözleri harelim bizim için yaşamak, bu kötülüklerle, yanlışlarla dolu dünyada zaten ölüm demektir, ölümse rüzgâr olmak demektir bizim için. Sen henüz bilmezsin ölümü, bilmezsin ölümü bir rüzgâr gibi işlemenin ne demek olduğunu….<br />
Ah gözleri harelim, boynu büküğüm, onca ağır yük verilmiş ki sırtımıza. Sen taşıyamamışsın da, ben taşırım, sanmıştım.<br />
Bu dünyada her şeyin ölümlü olduğunu biliyorum da ölümün ne olduğunu bilmiyorum.”</p>
<p>Tüm acıların ve üzüntülerin üstesinden gelebileceğini sanmıştı bir zamanlar fakat bu gücünü kaybettini anlıyordu yavaş yavaş.</p>
<p>Kezban hayatı boyunca haykırmak istediği fakat haykıramadığı herşeyi haykırmak, dışarı atmak istiyordu. Yıllarca içine atıp sakladıkları dayanılmaz korkunç bir yara oluşturmuştu onda. Yüksek bir yere çıkıp avazı çıktığı kadar haykırmak, içindeki yaraları deşip çıkarmak , boşaltmak istiyordu. Hayata, tanrıya, törelere, kötülüklere, suskulara her şeye isyan etmek istiyordu.</p>
<p>“Herkes bu kadın aklını yitirmiş desin, ardımdan küfür etsin” diyordu, kimin ne düşündüğü pek umurunda değildi artık.</p>
<p>Kızına baktı gözleri dolu dolu. “Bu kahrolası iğrenç zamanda, kimbilir başına neler neler gelecekti, ne acılar çekecekti bu saf haliyle&#8230;”</p>
<p>Sonra güneş ışıklarını serpmeye başlarken yeryüzüne, uzaklara akıp giden nehire baktı&#8230; Orada canlılığı, başkaldırmışlığı, isyanı, hasreti gördü&#8230; Kavuşmak istedi bir an önce, sarılmak istedi nehire&#8230; Koynuna girmek istedi bir sevgili gibi&#8230; Sevişmek istedi nehirle&#8230; İnsanın ulaşamayacağı bir yer düşlüyordu, kavuşmak istiyordu bir an önce düşlediği o yere&#8230;<br />
Sonra, çocukluğunda dinlediği bir hikaye takılıp kaldı usuna. Kızına anlattı dudakları titreyerek&#8230;</p>
<p>“Ateş bir gün suyu görmüş..yüce dağların ardında..sevdalanmış onun deli dalgalarına, hırçın,hırçın kayalara vuruşuna&#8230;Yüreğindeki duruluğu demiş ki suya;<br />
gel &#8220;Sevdalım ol&#8221; hayatıma anlam veren, mucizem ol&#8230; Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa,&#8221;Al &#8221; demiş..&#8221;Yüreğim&#8221; sana armağan.. Sarılmışlar ateşle su birbirlerine sıkıca.. Kopmamacasına.. zamanla Su; buhar olmaya, ateş kül olmaya başlamış &#8230; Ya kendisi yok olacakmış, ya Aşkı..!</p>
<p>Baştan alınlarına yazılmış olan kaderide, yüreğindeki kederide alıp gitmiş, uzak diyarlara su&#8230; Ateş kızmış, yakmış ormanları.. Aramış suyu diyarlar boyu&#8230; Geceler boyu&#8230;</p>
<p>Gün gelmiş suya varmış yolu&#8230; Bakmış, o duru gözlerine suyun&#8230; Biraz kırgın&#8230; biraz hırçın&#8230; Ve o an anlamış aşkın bazen gitmek olduğunu.. Ama gitmenin, yitirmek olmadığını.. Ateş durmuş, susmuş öylece.. Sönmüş aşkıyla&#8230;.</p>
<p>İşte o zamandan beridirki; ateş sudan, su ateşden kaçar olmuş&#8230; Ateşin yüreğini sadece Su&#8230;Suyun yüreğini sadece ateş alır olmuş..”</p>
<p>Hikaye bittiğinde kızını alıp yanına yavaşça yürüdü nehire doğru.<br />
Kocası kitap okumaya dalmıştı. Hiç kimse farketmedi, hiç kimse görmedi onları… Usul usul yürüyüp dağlardan süzülüp gelen o akıntının kıyısında durdular. İçini kemiren acıdan ve içine düştüğü bu boşluktan kurtulması için tek çıkar yol bu nehre atlamaktı belki de. Ama hangi cesaretle. Bir an için düşündü, yüzme bilmiyordu. Kaç genç kız, kaç yeni gelin atlayıp boğulmuştu bu nehirde yıllar yılı… Kaç gözyaşı efsanesi dinlemişti nehirde boğulanlarla ilgili… Buralarda, başlamadan biten bir masaldı sanki hayat&#8230;<br />
Yüzme bilmiyordu Kezban, kimse öğretmemişti, akarsulardan hep korkardı… Ne zaman nehrin kıyısına gelse hep boğulacağını sanır ürperir, geri çekilirdi..…</p>
<p>Durup yüreğini dinledi Kezban. Sanki akan nehirdi yüreği. Bazen gürül gürül, bazen sessiz ve derinden aktığını hissetti yüreğinin. Akan nehiri yüreğinde, yüreğini o gümbür gümbür akan nehirde buldu&#8230;.</p>
<p>Yüzüne baktı son kez kızının, öylesine saf, öylesine masumdu ki yüzü, dünyanın tüm kötülüklerinden habersizdi&#8230; Sicim gibi yaşlar süzüldü gözlerinden biribiri ardına. Ne çok acıyı, sevinci, hüznü, korkuyu biraraya biriktirmişti, birarada tutmuştu yıllar yılı. Ama artık hiç birini çekecek gücü bulamıyordu kendisinde&#8230;</p>
<p>Sarıldı kızına sıkıca ve hoşçakalın dedi yıldızlara, aya, güneşe. Bütün düşleri sahipsizdi artık&#8230; Darmadağın yüreğini topladı&#8230; Arkasına bile bakmadan acılarını sırtlayıp kapadı gözlerini&#8230; Ve kızının da elini tutarak kendini bıraktı akıntıya…</p>
<p>Gün gelir herkes ölür, hayat biter, yaşam sona erer. Yaşadıklarını da alır yanına kimi insan giderken. Elveda derken dünyaya.<br />
Tüm çabalarına rağmen yenilmişti işte hayata ve insanlara.</p>
<p>Nehrin azgın dalgaları biribirine sarılı ana kızı birlikte sürükleyerek alıp götürüyordu&#8230; Akıntı zorluydu. Sadece akıntıya kapılan beyaz gülün çığlığı duyuluyordu kıyıda. Kezban’ın, kızının saçlarına taktığı beyaz gül’ün çığlığı&#8230; Dalga dalga yayılıyordu gülün çığlığı, ateşle su arasında&#8230; “Susturun şu çığlığı” diye inliyordu bozkırda rüzgar&#8230;</p>
<p>Belki de o güzelim anneyle can yoldaşı kızını, akıntının kıyılarına atması çok sürmeyecekti. O düşledikleri eşsiz adaya götürüp bırakacaktı onları&#8230;</p>
<p>Kocası bir şey yapamamanın çaresizliğiyle kahroldu, kıyıda arkalarından sadece bakakalmıştı&#8230; Kezban kocasının umutsuz çağrılarını duymadı bile&#8230;<br />
” Kezban! Kezban! “ Ama iş işten geçmişti artık.<br />
Karısı ile kızının yardımına koşmayı istiyordu ama elleri, kolları bağlıydı kocasının. Nehire atlaması onunda ölümü, yok olması demekti. Hem atlasa bile onlara yetişebilmesi olanaksızdı, suyun kıyısına geldiğinde epey uzaklaşmışlardı onlar&#8230;</p>
<p>Ana kız kıyıdaki umutsuz çağrıları duymadılar belki de. Dalgaların sallantısına kaptırmışlardı kendilerini. Kollarını kızının boynuna dolamış, saçları gözlerine yapışmıştı Kezban’ın&#8230; Akıntıya kapılmış gidiyorlardı&#8230;</p>
<p>‘’Kezban! Kezban! Geri dön!’’ ‘’Geri dön Kezban n’olur !’’<br />
Kulak verseydi, belki de kocasının ve kıyıdakilerin sesini son kez duyabilirdi. Ama uzaklardaydı artık. Dalgaların şırıltısı arasında suların boğuk ezgisini dinliyordu&#8230;<br />
Kırgın yüreklerin derinlerinden gelen türküler gibiydi bu ezgi&#8230;</p>
<p>Bahardı çiçekler açıyordu kırlarda, topraktan otlar fışkırıyordu delicesine&#8230; Dalgalar azgınlaşıyordu git gide&#8230; Daha hızlı akmak, insanın olmadığı bir adaya ulaştırmak istiyordu onları&#8230; Aktı, ıssız ormanlar, boy boy ağaçlar arasından, yıllardır biriktirdiği acıları, hasreti peşinde sürükleyerek, aktı başkaldırırcasına&#8230;</p>
<p>Kezban’nın gözyaşları ufacık damlalardı, aktıkça sel oldu, nehir oldu, deniz oldu, okyanus oldu. Kapladı yeryüzünü, yaşamı sorguladı dalgalarla oynarken&#8230; Yaşam gizlenmiş acılar mıdır diye sordu yüreğindeki çığlığa? Sordu kahrolası töre koyucularına? Cevap alamadı&#8230;</p>
<p>Kıyıdakiler artık yalnızca bir leke seçebiliyorlardı&#8230;<br />
O da yanak yanağa vermiş suda sürüklenen anne ile kızının başıydı bu. Sonra dalgaların çalkantısı arasında bu leke de seçilmez oldu. Biribirine sarılı vaziyetde giden ana kız, tatlı bir uyuşukluk içerisindeydiler. Tıpkı uykulu gibi. Su, yanaklarında şırıldıyordu&#8230;<br />
Gözlerini yummuştu ana kız. Tüy gibi hafiftiler. Bir daha hiç ayrılmayacaklardı. Anne kız birlikte düşlerdeki gibi almış başlarını gidiyorlardı.</p>
<p>El ele birbirine sarılarak atlamışlardı nehrin çılgın sularına, birbirini hiçbir zaman bırakmayacaklardı artık. Beraber gideceklerdi gidecekleri yere. Her şey, cennet ve cehennem arasında birbirine tutunmak gibiydi..</p>
<p>Birlikte yüzdüler, yüzdüler. Nehrin ezgili suları kulaklarına tatlı bir ninni fısıldıyordu.<br />
O güzel su, büyük nehrin akıntısı boyunca genç kızların, gelinlerin, annelerle çocukların hep iç içe, can cana olduğu büyülü bir adaya sürüklüyordu onları&#8230;</p>
<p>Çiçeğe duran dallarında umut tazeliyordu yine elma ağaçları, her bahar olduğu gibi…</p>
<p>Nuri CAN<br />
Gerçek bir yaşam Öyküsünden&#8230;<br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetsiz.com/gercek-hikayeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
